Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Amasya ABD’nin elinde olsa Paris gibi turizm merkezi olurdu”

tarafından
3
Prof. Dr. Nevzat Tarhan:  “Amasya ABD’nin elinde olsa Paris gibi turizm merkezi olurdu”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katılımıyla, Amasya Genelgesinin 107’inci yıldönümünde Amasya Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Festivali kapsamında “Şehirlerin İnsan Psikolojisi Üzerine Etkileri” konulu söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiye başta Amasya Valisi Önder Bakan, Amasya Milletvekilleri ile protokolün önde gelen isimleri katıldı.

Amasya Anadolu irfanının ete kemiğe bürünmüş bir yeri… 

Kasım Alper Özdemir moderatörlüğünde, Amasyalıların yoğun ilgi gösterdiği söyleşide Prof. Dr. Nevzat Tarhan dikkat çekici söylemlerde bulundu. Tarhan; “Amasya deyince gelmemek mümkün değil. Çünkü Amasya Anadolu irfanının ete kemiğe bürünmüş yeri. Bizi biz yapan Anadolu’muzdaki direklerden birisi. Şehzadeler şehri. Bu nedenle burada kendi hissettiğimiz şeyleri, duygularımızı söze dökmek çok zor.” diye başladığı söyleşide şehirlerin insan ruhuna etkisinden aile yapısına, gençlerin karşı karşıya olduğu dijital tehditlerden psikolojik dayanıklılığa kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu. 

Şehirlerin insan üzerinde kalıcı izleri var…

Prof. Dr. Tarhan, şehirlerin insan üzerinde kalıcı izler bıraktığını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Her şehrin bir kimliği, bir ruhu vardır. Amasya’nın da bir ruhu var. Bu ruhun, yaşanan tüm savrulmalara, fırtınalara ve modernizmin beraberinde getirdiği zorluklara rağmen hâlâ canlı olduğunu görüyoruz. Kendi çocukluğumuzdan bugüne baktığımızda bunu çok net hissedebiliyoruz. Amasya’nın merkezinde olduğu gibi ilçelerinde de çocukluk yıllarımızdan taşıdığımız anılar, hikâyeler ve yaşanmışlıklar var. Bütün bunlar bir araya geldiğinde insan bir kökleşiyor. Bir insanın yaşadığı şehri ya da memleketi sevmesi için orada kişiliğine ve hayatına anlam katan duygusal bağlar kurması gerekir. Bu bağlar güçlendikçe aidiyet duygusu da kökleşir. Çünkü insanı rahatlatan şey yalnızca binalar ya da duvarlar değildir; asıl önemli olan kimlik bağları, sosyal ilişkiler ve insanı çevreleyen güçlü aidiyet duygusudur. İşte bütün bu bağlar bizi yaşadığımız şehre bağlar. Bu nedenle her şehrin kendine özgü bir kimliği ve ruhu vardır. Amasya da bu yönüyle insanı kendine bağlayan, unutulması zor şehirlerden biridir. Nitekim dünyanın neresinde bir Amasyalıyla karşılaşsanız yüzlerde hemen sıcak bir tebessüm oluştuğunu görürsünüz. Şehrin bir enerjisi var.”

Mahalle kültürü psikolojik dayanıklılığın temelini oluşturuyor

Çocukluk döneminde edinilen deneyimlerin insanın psikolojik yapısında belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bir şehirde yaşanan deneyimler, insanın gelişen ruhuna ekilen tohumlar gibidir. İnsan önce annesinden ve babasından öğrenir; ardından mahalleden, komşuluk ilişkilerinden ve yaşadığı şehrin kültüründen beslenir. Tüm bu birikimler, gelişen ruhumuza tohum gibi ekilir. Yıllar içinde bu tohumlar filizlenir, büyür ve kişiliğimizi, kimliğimizi şekillendirir. Bu nedenle çocukluk döneminde atılan tohumların sağlıklı olması son derece önemlidir. Günümüzde yapılan psikolojik sağlamlık araştırmaları da bunu ortaya koyuyor. Bu çalışmalarda, bireyin çocukluk döneminde yaşadığı travmalarla nasıl başa çıktığı ve bunları nasıl aştığı önemli bir belirleyici olarak öne çıkıyor. Elbette herkes çocukluk yıllarında çeşitli zorluklar ve fırtınalar yaşayabilir. Ancak Anadolu’nun güçlü mahalle kültürü, Amasya’da da olduğu gibi, bu zorluklarla baş etmede önemli bir destek sunuyor. Dayanışma duygusu insanı yalnızlıktan koruyor, aidiyet hissini güçlendiriyor ve psikolojik refahını artırıyor.” diye konuştu.

Yalnızlık küresel tehdit haline geldi

Birleşmiş Milletler’in geleceğe ilişkin raporlarında gelir eşitsizliği ve iklim krizinin yanında yalnızlığın da küresel tehdit olarak gösterildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, şunları kaydetti:

“Anadolu kültürünün en güçlü yönlerinden biri, yalnızlığa karşı geliştirdiği dostluk ve dayanışma anlayışıdır. İnsanlar arasındaki sıcak ilişkiyi ve yardımlaşma ruhunu hâlâ görmek mümkündür. Bir kişinin başına kötü bir şey geldiğinde çevresindekilerin hemen yardıma koşması, mahalle kültürünün insanlara kazandırdığı merhamet duygusunun bir yansımasıdır.”

Modernleşme, betonlaşma değildir…

Şehirlerin kimliğini korumasının önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Betonlaşmanın sınırlı olduğu yerlerde şehir kimliği daha güçlü gelişiyor ve bu kimlik zamanla o şehrin ruhuna dönüşüyor. Amasya bunun güzel örneklerinden biri. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürüttüğü koruma çalışmaları ve bu tür etkinlikler de bunu destekliyor. Kendi kültürünü koruyarak modernleşen toplumlar kimliklerini kaybetmeden gelişebilirler. Modernleşmeyi yalnızca betonlaşma olarak görmek doğru değildir. Amasya, Manisa ve Eyüp Sultan gibi tarihî ve manevi değeri yüksek şehirler, bizim ortak hafızamızın ve kültürel kimliğimizin sembolleridir. Bu nedenle Amasya’nın taşıdığı sembolik değeri korumak ve gelecek nesillere aktarmak büyük önem taşımaktadır.”

Teknoloji hız veriyor ama yönü değerler belirliyor

Gençlerin dijital bağımlılık, yalnızlık ve madde bağımlılığı gibi risklerle karşı karşıya olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte psikolojik sağlamlığın öneminin arttığını söyledi.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’na psikolojik dayanıklılık temelli bir proje sunduklarını belirten Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bağışıklık sistemi güçlü olan bir beden hastalıklara karşı daha dirençliyse, psikolojik bağışıklık sistemi güçlü olan bireyler ve aileler de dijital dünyanın savrulmalarına karşı daha dirençlidir. Teknoloji hayatımıza hız kazandırdı ama yön verecek olan insani değerlerdir. Bu değerleri koruyabilenler gelecekte de ayakta kalacaktır. Geleceğe yön verecek değerleri koruyamayan kişiler, dijital dünyanın savurduğu bireylere dönüşebilir. Bu nedenle psikolojik sağlamlık günümüzde her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Pozitif ruh hali, insanın yaşam karşısında dengeli bir tutum geliştirebilmesidir. Burada önemli olan, kişinin yalnızca mutlu olması değil, huzurlu olabilmesidir. Huzur, insanın sadece iyi günlerde değil, zor zamanlarda da iç dengesini koruyabilmesidir. İnsanın iyiyi de kötüyü de görüp her koşulda en iyiye hazır olmasıdır. Yaşam doyumu dediğimiz kavram da bununla ilişkilidir. Hayattan tatmin olmak, anlam bulmak ve yaşamdan keyif alabilmek, pozitif ruh halinin temel göstergeleridir.

Psikolojik sağlamlığın ilk şartı da budur. İnsan, zor şartlar altında da ruhsal dengesini koruyabilmeli; iyi şartlarda ise şımarmadan yoluna devam edebilmelidir. Cezaevinde de olsa, sarayda da olsa iç huzurunu kaybetmeyen kişiler bu dengeyi kurabilen insanlardır. Aslında Anadolu irfanı dediğimiz kültürel mirasımız, yüzyıllar boyunca bu anlayışı nesilden nesile aktarmıştır. Anne-babalar, komşular ve mahalle kültürü bu değerlerin taşıyıcısı olmuştur. Ancak günümüzde toplumsal normlar büyük bir dönüşüm geçiriyor. Hukuki normlar değişiyor, gelenek ve görenekler değişiyor, aile içi normlar değişiyor. Teknoloji ve dijital araçlar da evlerin içine kadar girerek aile yapısını etkiliyor.

Bu değişim karşısında insanı ayakta tutacak olan şey, yön veren değerlerdir. Psikolojik sağlamlığı güçlü olan kişiler, hayatlarında anlam ve amaç duygusunu koruyabilen kişilerdir. Çünkü anlamlı bir hedef peşinde koşan insanlar ruhsal dengelerini daha kolay koruyabiliyor. Buna karşılık hayatında bir amacı olmayan kişiler, olayların etkisiyle savrulup gitmeye daha yatkın hale geliyor.”

Aile çocuğu korumak için değil, hayata hazırlamak için vardır

Anne ve babaların dijital çağda çocuk yetiştirirken üstlenmesi gereken rollere değinen Prof. Dr. Tarhan, ailenin güvenli bir liman olması gerektiğini ifade etti.

Prof. Dr. Tarhan, “Ev, çocuğun kendini güvende hissettiği bir alan olmalıdır. Ancak aile sadece koruyan değil, aynı zamanda çocuğu hayatın zorluklarına hazırlayan bir kurumdur. Annelik ve babalık çocuğu mutlu etmekten çok, onu hayata hazırlayabilme sanatıdır. Çocuk eve severek dönüyorsa, kendini yargılanıyor gibi hissetmiyorsa o ev güçlü bir aile ortamı oluşturmuştur.” dedi. 

Kaliteli sosyal ilişkiler mutluluğun en güçlü belirleyicisi

Harvard Üniversitesi’nin uzun yıllara dayanan mutluluk araştırmalarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, mutlu ve sağlıklı bireyleri diğerlerinden ayıran en önemli unsurun anlamlı sosyal ilişkiler olduğunu söyledi ve “İnsanları mutlu eden şey yalnızca zenginlik, ün veya makam değildir. Derin, kaliteli ve anlamlı sosyal ilişkiler kurabilen insanlar daha sağlıklı ve daha huzurlu bir yaşam sürüyor. Dostluk duygusu, güven ve aidiyet hissi insan psikolojisinin en önemli ihtiyaçlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

Yapay zekâ asistanımız olmalı, kaptanımız değil

Yapay zekânın özellikle çocuklar ve ergenler üzerinde oluşturabileceği risklere dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, teknolojinin bilinçli kullanılmasının önemine vurgu yaptı.

Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştıran güçlü bir araçtır ancak onu yöneten biz olmalıyız. Eğer kontrolü tamamen teknolojiye bırakırsak gerçeklik algısında bozulmalar ortaya çıkabilir. Yapay zekâ bizim asistanımız olmalı, kaptanımız değil.” diye konuştu. 

Karşılıksız iyilik insanı biyolojik olarak da mutlu ediyor

Karşılık beklemeden yapılan iyiliklerin insan psikolojisine etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık çalışmalarında ‘prososyal değerler’ olarak adlandırılan önemli bir kavram bulunuyor. Prososyal değerler; karşılık beklemeden iyilik yapmak, başkalarına yardım etmek ve toplumsal faydayı önceleyen davranışları ifade ediyor. Bu konuda Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirilen dikkat çekici bir araştırma var. Araştırmada iki farklı genç gruba belirli miktarda para veriliyor. Bir gruptan bu parayı istedikleri gibi harcamaları istenirken, diğer gruptan parayı ihtiyaç sahibi insanlara karşılıksız yardım amacıyla kullanmaları talep ediliyor. Araştırmacılar, uygulama öncesinde ve sonrasında katılımcıların stres düzeylerini ölçüyor. Sonuçlar oldukça dikkat çekici. Parayı kendileri için harcayan kişilerde mutlulukla ilişkili dopamin salgısı artsa da stres hormonlarının yüksek kaldığı görülüyor. Buna karşılık, parayı başkalarına yardım etmek için kullanan kişilerde hem stres hormonlarının azaldığı hem de mutlulukla ilişkili biyokimyasal süreçlerin güçlendiği tespit ediliyor. Yardım edilen kişinin mutluluğu, yardım eden kişiye de olumlu duygular olarak geri dönüyor. Bu nedenle karşılıksız iyilik yapma ve başkalarına yardım etme davranışları, günümüzde bilimsel olarak da desteklenen psikolojik sağlamlık unsurları arasında yer alıyor.” şeklinde konuştu.

Anadolu insanı umudunu kaybetmemeli

Katılımcılardan gelen soruları da cevaplayan, gençlere ve ailelere umut mesajı veren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumsal karamsarlığa karşı en güçlü ilacın umut olduğunu vurguladı.

Bugün dünyanın birçok yerinde belirsizlik ve gelecek kaygısı yaşandığını söyledi ve ekledi: 

“Geleceğin getireceği tüm fırtınalara rağmen, insanlığa yön verecek en güçlü seslerden birinin Anadolu insanından yükseleceğine inanıyorum. Çünkü bu topraklar, tarih boyunca zorluklar karşısında umut üretmeyi başarmış bir medeniyetin taşıyıcısı olmuştur. Bugün üzerinde özellikle durmamız gereken konu ise umut duygusunu canlı tutabilmektir. Ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılmamak gerekiyor. Günümüzde sıkça karşılaştığımız sorunlardan biri, toplumda giderek artan gelecek kaygısı ve belirsizlik hissidir. İnsan beyninin önemli özelliklerinden biri, belirsizliği bir tehdit olarak algılamasıdır. Belirsizlik arttığında insanlar geri çekilmeye, risk almaktan kaçınmaya ve karamsarlığa yönelmeye başlar. Bu nedenle umut duygusunu korumak büyük önem taşıyor. Anadolu’nun köklü kültürüne ve tarih boyunca gösterdiği direnç gücüne olan güvenimizi kaybetmemeliyiz.  En büyük düşmanımız umutsuzluktur. Umudu koruyabildiğimiz sürece, karşılaştığımız her zorluğun üstesinden gelebilecek gücü de kendimizde bulabiliriz.”

“Amasya ABD’nin elinde olsa Paris gibi turizm merkezi olurdu”

Tarih, kültür ve turizmde Amasya’nın önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Tarhan, “Amasya, Amerikalıların elinde olsa Paris gibi bir turizm merkezi yaparlardı. Çünkü Tunç devri, Helenistik Çağ, Roma, Selçuklu ve Osmanlı’yı günümüze taşıyor.” İfadelerini kullandı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı